Kitaplardan aile, evlat ve çocukluk üzerine okurların altını çizdiği 773 cümle.
Beğendiğin sözü kaydet ya da kartındaki Paylaş ile görsel olarak paylaş.
"Belki de hala çocuktum: İstemediğim konuları bazan düşünmemeyi başarabiliyordum. Bazan da tam tersi oluyor, düşünmeyi istemediğim bir resmi ya da kelimeyi aklımdan hiç çıkaramıyordum."
"aslında aşkta ikisi de çocuktular,sevdalar ifade ederken öylesine saf ve toydular; kızın üniversitede eğitim görüp bir sürü bilgi öğrenmiş bulunmasına,gencin de kafasının bilim felsefesi ve hayatın gerçekleriyle dolu olmasına rağmen bir çift çocuktular"
Sayfa 210 · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025
"Yetiştirdiğim çocuk kendine, ilişkilerine saygı duyan, gerçeği araştıran, keşfettiğini özgürce konusabilen dürüst bir insan olsun.
Unutmamalı ki bu keşfetme yolculuğu; sen keşfedeceksin, çocukların keşfedecek ve tam bir güven ortamı içinde sürekli sohbet halinde olacaksınız."
"Ben onun çocuğuydum ve dolayısıyla ailenin bir parçasıydım. Ne kadar düşük zekâlı veya beceriksiz olursam olayım, bana misafirler varken asla bahsi açılmayan, arka odaya atılmış " tuhaf çocuk " olarak değil, diğerlerine davrandığı gibi davranmaya karar vermiş."
"Evin çocuklarına bakan yoksul, dul dadının oğlu olan çocuk bir köşede yapayalnız, çekinden duruyordu. Üzerinde döküntü devetüyü bir ceket vardı. Kitabını aldıktan sonra uzun süre diğer oyuncakların etrafında gezindi durdu; diğer çocuklarla oynamak için can atıyordu, ama cesaret edemiyordu;
görünüşe bakılırsa, yaşamdaki konumunu kendi de hissetmiş, anlamıştı."
Sayfa 119 · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024
“Hasadın ardından insanların kutlama yapması beklenirdi. Çocuklarının bir yıl daha yanlarında kalacağını bilmenin rahatlığıyla, insanların çoğu da kutlama yapardı zaten. Ama en azından iki aile panjurlarını indirip kapılarını kilitleyecek ve önlerindeki ıstırap dolu haftaları nasıl atlatabileceklerini düşüneceklerdi.”
"Hiç mahalle çocuklarının oynadığı bir viranelikten süslü bebek gibi küçük bir kız geçerken tesadüf ettin mi? Bütün o kaldırım çocukları o küçük nazlı kızın zarafetine karşı duydukları kıskançlıkla birden nasıl tutuşurlar, nasıl arkasına düşerler, bağırırlar. İçlerinde taş atan, söven, hatta güzel esvaplarının eteklerine sarılan azgınlar olur. Bu insanlarda tabii bir histir. İşte senin yazıların basın sahasından geçerken bu yolda haset yaygaralarına rastlıyor, o kadar... o küçük bebek gibi ağlayarak eve mi kaçacaksın? Emin ol ki pencerelerden seyredenler için o çocuklar arsız, hayâsız çocuklardan başka şeyler değildir."
"Bu kitabı bir yetişkine ithaf ettiğim için çocuklardan özür dilerim. Önemli bir nedenim var: Bu yetişkin, dünyada sahip olduğum en iyi dostum. Diğer nedenim, bu yetişkin her şeyi anlayabilir. Çocuk kitaplarını bile... Ve üçüncü nedenim, bu yetişkin kişi Fransa'da yaşıyor, orada acıkıyor ve üşüyor. Teselliye büyük ihtiyaç duyuyor. Eğer bu sebepler yeterli değilse, ben de kitabı bu yetişkin insanın çocukluğuna ithaf ederim.
Her yetişkin önce çocuktu... Ama pek azı bunu hatırlıyor. İthafımı şöyle düzeltiyorum:
Leon Werth'e,
Küçük bir erkek çocuğu olduğu zamanlar için..."
"Hamur... Maya, aynı maya... Birkaç sene evvel aramızda yaşamış, ağlamış ve ölmüş hakikî çocuk ile bu tasvir ettiğim hayalî çocuk ruhları, temayülleri itibarıyla kardeştirler... Muhitlerini ve biraz da terbiyelerini değiştiriniz... Birinin yaptığını ötekinin de yapmasına hiç mâni kalmaz..."
"Bir filozof hiçbir zaman bu dünyaya bütünüyle alışamaz. Filozoflar için dünya hâlâ kavranamaz bir şey, sırlarla dolu bir bulmacadır. Filozoflarla küçük çocukların önemli bir ortak yanları vardır. Diyebiliriz ki bir filozof bütün ömrü boyunca küçük bir çocuk gibi duyarlı kalabilir."
"Onun hayaletinin gezindiği bu sokaklarda daha çok yürümem, mahalle kahvelerinde çay içip pencereden dışan bakmam ve onun bu sokaktan geçişini beklemem gerektiğini düşünür; ona ve ailesine yakın olabilmek için onun ve ailesinin yaşadığı gibi yaşamam gerektiğini aklımdan geçirirdim."
"Yusuf oradan buradan laf açıp ortalığı yumuşatmaya çalışıyordu ve Leyla Hanım, bu çocuktaki iyilik cevherinin bir kez daha farkına varıyordu. Uyum seviyordu bu çocuk; kavga dolu bir ülkede uyum özlüyordu. İnsanların birbirine iyi davrandığı bir dünyanın düşünü kuruyordu."
""Neyse ki bir Türk önder, halkını ölüm cezasıyla korkutarak Avrupalılar gibi giyinmelerini zorunlu kılmış da asteroid B 612 nin itibarı kurtulmuştur."
Diyerek bir Türk önder i karalayan sözde çocuk kitabını iyi ki çocuklarıma okutmadan okuyup, kitaplığımdan yok etmeye karar vermişimdir!"
"Ben bir maskara değilim ama, bir safderun olduğum, bir koca çocuk olduğum muhakkaktır. Bundan bir türlü kurtulamıyorum. Feleğin nice cevr, nice aldanışlar, nice hayal ve umut kırılışları beni pişirmeye yetmedi. Hâlâ, ne çocukça sevinçlerim, ne hoş hayallerim, gönlümün ne safça akışları var."
"5 Haziran 1932'de Ruhumda Hastanesi'nde doğum benden önce 9 benden sonra Doğan 12 çocuk vardı yani Ben ortanca Grup tekrardan biriydim toplam 20 çocuğun 17'si yaşadı 4'de bebek gömülür diye unutunca aileyi devam ettirmeleri için geriye bırakti"
"Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmışçasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukları gibi onunla böbürlenirler."
Sayfa 12 · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022
"Eskiden, çok vakit önce, gençliğimde, çocukluğumun göz açıp kapayıncaya kadar dönmemecesine geçen yıllarımda bilmediğim bir yere ilk gidişlerimde sevinç duyardım. İster küçük bir köy olsun, ister fakir bir kaza merkezi, ister nahiye, ister mezra. Pek çok merak uyandırıcı şey keşfederdi onda, meraklı çocuk bakışlarım."
"Çevresel kirleticiler konusundaki genel kaygılara rağmen velilerin çoğu, şaşırtıcı bir biçimde, çocukların idrarındaki toksine ilişkin laboratuar sonuçlarına sevindi. Veliler çocukları zihinlerinin hasta ettiği olasılığını değerlendirmektense bu açıklamayı benimsemeyi tercih ediyorlardı. Ancak haftalar sonra görevliler mahcubiyet içinde okulda veya çevresinde herhangi bir toksinin bulunmadığını duyurdu."
"Çocuklarınız büyüyüp de birer delikanlı ve genç kız olduklarında, onlarla gelecekteki yaşamları ve işleri hakkında konuşmaya başlayacaksınız. Onları nasıl ve hangi işe sokabileceğinizi düşüneceksiniz. Mühendisliklere, memurluklara, ticarete sokmak isteyecek, doktor ve avukat yapmaya uğraşacaksınız. Karlı bir işi, karlı bir mesleği olsun isteyeceksiniz. Kızlarınıza zengin koca bulmaya çalışacaksınız.
Hırs, hırs, hep hırs. Çocuklarınız daha iyi şartlarda yaşasın istiyorsunuz. Onlara yumuşak, sıcak bir yer bulmak istiyorsunuz. Böylelikle çocuklarınıza vermekle yükümlü olduğunuz sevgi meselesini hallettiğinizi sanıyorsunuz.
Bu konuda Lev Tolstoy'un çok güzel bir sözü vardır, der ki: "Şu dünyanın düzeninin bozuk olmasının başlıca sebeplerinden biri, herkesin iyi bir düzeni olsun istemesi, ama kimsenin iyi bir düzen kurmaya yanaşmamasıdır." Herkes sadece yaşamdan bir şeyler almaya bakıyor, ona bir şeyler katmaya çalışan bir Allah'ın kulu yok. Egoist, soyguncu, sömürücü ve asalak olarak atılıyorlar hayata. Yaşamın anlamını bu asalaklıkta görüyorlar.
Ve yaşamın bu "bilgeliği", ailelerinin yanında yaşadıkları tüm o yıllar boyunca çocuklara aşılanıyor. Aşılayan kim? Anne babalar! Çocuklar ve gençler bencilce büyüyor, bir tek kendilerini seviyorlar; sığ ve fakir ruhlu insanlar bunlar. Tembeller. Şehvet düşkünüler. Sapıklar. Ahlaksızlar.
Sonuç olarak ne bir kimseye, ne de herhangi bir şeye sevgi ya da saygı besliyorlar: ne vatanlarına, ne insanlara, ne emeğe, ne yüce fikirlere, ne anne babalarına, ne de kendilerine.
- Ne ekerseniz onu biçersiniz.
- Ne doğrarsanız aşınıza, o çıkar kaşığınıza.
Çocuğunuzun aklını ve ruhunu, ısırgan otu, devedikeni gibi yabani otlar bürümüş ıssız bir çöl misali bırakırsınız."
"Glória’nın gözleri kıpkırmızıydı, deliler gibi ağlamışa benziyordu. Halini belli etmemeye çalışarak Totoca ile bana seslendi:
“Çocuklar yatma vakti geldi.”
Bunu derken bize baksa da artık biliyordu ki hepimiz çocukluğumuzu yitirmiştik. Hepimiz büyüktük, büyük ve hüzünlü, Noel sofrasında payımıza düşen hüznü mideye indirmiştik."
Yükleniyor...