“Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızı…
“Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanmak kabiliyeti, bir cemiyeti mesut etmeye kâfi gelemez... Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım!..” Edebiyatımızın büyük ustası Reşat Nuri Güntekin, Acımak’ta nefret ile sevgi arasındaki ince çizginin tasvirini ustalıkla yapıyor. Zehra Öğretmen ile babası Mürşit Efendi’nin hikâyesi üzerinden beşeri duyguları tüm yalınlığıyla ortaya döken usta yazar, bu romanla yerel olanda evrenseli yakalıyor. İki ayrı vaka halkasını ustaca birleştiren olay örgüsüyle roman tekniği açısından da özel bir yerde duran eser, idealist karakterlerin anlatısından hareketle toplumsal yozlaşmaya dair keskin bir bakış da sunuyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın veciz nitelemesiyle “Türkçenin ortasında geniş bir sevgi ve şefkat ürpermesi” olan Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eseri Acımak, insana dair güçlü anlatısıyla edebiyatımızın aşılmaz doruklarından birini simgeliyor.
"Hamur... Maya, aynı maya... Birkaç sene evvel aramızda yaşamış, ağlamış ve ölmüş hakikî çocuk ile bu tasvir ettiğim hayalî çocuk ruhları, temayülleri itibarıyla kardeştirler... Muhitlerini ve biraz da terbiyelerini değiştiriniz... Birinin yaptığını ötekinin de yapmasına hiç mâni kalmaz..."
"- Şu ağaçlara bakınız, dedi, Zehra Hanım'ın ruhunu ve çocuklara verdiği terbiyenin cinsini göstermek için bunlardan iyi misal olamaz... Bahçede ne kadar sakat, cılız, çarpık ağaç varsa budamıştır. Bütün sıhhatini kuvvetli ve güzel olanlara sarfetmiştir. Onların asker taburları gibi intizamla saf saf dizilmelerine çalışmıştır. Sivri tepeleri kestirir; fazla dalları budar, hâsılı hepsini birbirine benzetir. Birinin ötekinden büyük ve başka türlü olmasına tahammül edemez. İnsan şu bahçeyi âdeta bir fabrikadan çıkmış zannedecek..."
"Uğranılan haksızlıklara ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmemek insanlığın başlangıcıdır evlat... Daima söylerim ya... Toysun... Bu hayatta nezaket sökmez... Çaresiz, mütecaviz ve haşin olacaksın... "
"Öyle çocuklar ki mesela ince, oynak bir zekâya malik… Hâli vakti yerinde bir ailenin sevilmiş çocukları olsalardı buluşlarıyla, zarafetleriyle pırıl pırıl parlayacaklardı. Fakat fakir, yahut düşkün bir aile içinde yetiştikleri için bu zekâ başka yollara dökülmüş… Bir ekmek parçası, ufak bir süs için, yahut sadece haksız dayaklardan ve zulümlerden korunmak için hırsızlığa, dolandırıcılığa, yalancılığa çevrilmiş…"
"Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... "
"Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir… Şimdi anlıyorum ki değilmiş… Yollar görünmez kayalarla doluymuş… Onlara çarpmamak lazımmış… Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş… Tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar…"
"Acımak… Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir."
"Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti... Zehra Hanım'a hissiz bir kadın denemez... Bilakis geniş bir ruhu var. Güzel, doğru, temiz şeyleri çılgınca sevebiliyor, onlar için her fedakârlığı yapıyor. Fakat zaafa, düşkünlüğe, çirkinliğe acımıyor."
" ... onda bir nevi hastalık, hiç durmayan, onu daima için için yakan bir humma var: Doğruluk, fedakârlık, manevi temizlik hastalığı... Haksızlığın, yalanın, riyanın, hasılı bütün ahlaksızlıkların ve zaafların müthiş bir düşmanıdır."
"Onlar (doktorlar) çok iyi bilirler ki ölmek üzere olan hastaların sahipleri de bir nevi hastalardır. Onlara da tatlılık ve şefkatle muamele etmek lazımdır."
"Bana "onları bu kadar iyi anladığın halde niçin ve nasıl tahammül ettin" diye bir sual sorsalar cevabım șu olur:
-Sersemlemiştim. İradem bir nevi felce uğramıştı. Kat'î hükmü bir türlü veremiyordum..."
"Ruhsar'ın asıl katili bence anasıdır. Fakat bunu kime anlatabilirsin?
Bunlar öyle şuursuz mahlûklar ki kendi fenalıklarını kendileri de bilmiyorlar. Bilmeden mütemadiyen zulüm ve fenalık yaptıkları halde masum bir tavırla zulümden şikayet ediyorlar! Ağlıyorlar."
Yükleniyor...