“Kalbinde bir boşluk olan kadın, o bendim. 26 yaşına daha yeni girmiştim.” Cheryl’in hayatının özeti parçalanmış bir aile, biten bir evlilik ve dibe vurmuşluğun acısıydı… İçindeki bu koca boşlukla yaşamak istemediğini anlayıp içgüdüsel bir karar verdi: Kaliforniya’nın çöllerinden…
“Kalbinde bir boşluk olan kadın, o bendim. 26 yaşına daha yeni girmiştim.” Cheryl’in hayatının özeti parçalanmış bir aile, biten bir evlilik ve dibe vurmuşluğun acısıydı… İçindeki bu koca boşlukla yaşamak istemediğini anlayıp içgüdüsel bir karar verdi: Kaliforniya’nın çöllerinden Sierra Nevada’nın dondurucu tepelerine, Oregon’un ormanlarından Washington State’in Tanrılar Köprüsü’ne 1800 kilometreden fazlasını yürüyecekti. Ama yürüyüş konusunda hiçbir deneyimi yoktu ve daha önce bir geceyi bile açık havada geçirmemişti. Yine de kaldıramayacağı kadar ağır bir sırt çantasıyla yola çıktı. Çıngıraklı yılanların, ayıların, dağ aslanlarının vahşi doğasında çıktığı, hayatını tümüyle değiştirecek bu yolculukta öyle ya da böyle kendisiyle yüzleşti. Yavaşça, bir zamanlar olduğu kişiyi tekrar buldu, güçlendi ve sonunda kendini iyileştirdi. “Kitabı okurken yerimde duramadım… İlham veren, merak uyandıran, duygulandıran bir hikâye... ” Oprah Winfrey “Muhteşem… Sürükleyici… Nefes kesen bir macera. Kederin doğası ve ayakta kalma mücadelesine dair içinize işleyecek bir hikâye. İnsanın zaferi üzerine bir edebi eser.” New York Times “Bu kitabı okurken kendime şu soruyu sorup durdum: Her şeyden, para, iş, toplum, hatta aile ve sevgiden yoksun kalmış olsaydım ben ne yapardım? Eskiden Thoreau ‘Vahşi yaşam dünyanın koruyucusudur,’ demişti. Strayed için vahşi yaşamın ruhunun koruyucusu olduğu apaçık. Cheryl bize felaketler, ruhsal zorluklar ve kayıplar karşısında bile tam anlamıyla canlı olmanın ne demek olduğunu hatırlatıyor.” Mira Bartók “Mutluluğa giden yol ne kadar uzundur? Strayed için 1800 kilometre. Her adımda edindiği bilgeliği okuyucusuyla paylaşacak kadar alçakgönüllü ve çok başarılı bir yazar.” American Way “Strayed’in dili çok canlı, keskin ve etkili, öyle ki çölün sıcaklığını, Yüksek Sierralar’ın buz gibi havasını ve olağanüstü bir kadının cesur adımlarla kendi yolunu ve kendisini bulmasının nefes kesici gücünü hissediyorsunuz.” People “Karşımızdaki kadın, ruhunu tedavi etmeye çalışmasını kendi sesiyle anlatıyor. Ve bunu da ormanın derinliklerinde birçok zorluğa meydan okuyarak yapıyor... Açık, samimi ve oldukça sürükleyici.” Marie Claire “Yaban, Strayed’in biraz mizah biraz da bilgelikle anlattığı, kendi kefaretini ödeme yolculuğu.” Vanity Fair “Yaban, bir kaybın karşısında tutulan yasın ötesinde bir kitap. Umut, dostluk ve hayattaki ikinci şanslara dair hikâyelerle dolu bir değişim ve büyüme macerası.” Poets & Writers “Anne ve kız, yalnızlık ve cesaret, adım adım tekrar yürümeyi öğrenmek hakkında gerçekten samimi bir kitap.” Vogue “Yaban, ne kadar kaybolmuş olursa olsun ileri doğru bir adım atan herkesten öğrenecek bir şeylerimiz olduğunu hatırlatıyor.” Brian Barker “Kocaman kalpli, zekice, şiirsel, bütünlüklü... Cheryl Strayed her cümlesinde bize yenilgi ve sefalet kadar iyilik, sabır ve aşkınlığın da insan doğasının bir parçası olduğunu hatırlatıyor.” George Saunders
"“Bir Türk için İzmir ne ise Sivas da odur. Diyarbakır ne ise Samsun’da odur. İzmir zapt olundu mu, bütün Anadolu’nun ilmiği düşmanın elinde demektir. Orası kurtulmayınca burası kurtulamaz.”
Gerçekten de böyledir. Bugün güneydoğu ve doğu üzerinde hak iddia edip birtakım emeller gerçekleştirmek isteyenler, yarın nüfuslarını bahane ederek İstanbul, İzmir, Antalya’da hak iddia edeceklerdir. Taviz, tavizi doğurur."
"Dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için Anadolu'nun Bu icra köşesinden daha uygun neresi bulunabilir Ben burada diri diri Bir mezara gömülmüş gibiydim hiçbir intihar bu kadar şuurlu bu kadar iradeli bu kadar sürekli ve Çetin olmamıştır."
"'Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.'"
"Yakıp yıkarken hayvanlaşan insanlar, ateşle, talanla teskin edemedikleri kötü hırslarını, nihayet hayvanlığın en yüksek bir ifadesi olan cebri temellükle yatıştırırlar. Zaten, cinayet bundan başka bir şey midir? Bir adamın kanına girmek, bir kadının ırzına geçmek, bunlar hemen hemen eş mânalı tabirlerdir."
"- Kolunuzu nerede kaybettiniz?
- Çanakkale'de... dedim.
- Ha ha, öyle ise siz mükemmel bir Kemalist'siniz.
- Bir Kemalist mi? Evet. Fakat, Çanakkale'de harp ettiğim için değil, sade bir namuslu Türk olduğum için..."
"Lakin, yalnız bu çocukta değil, ben savaşta ölenlerin hemen hepsinin yüzünde bu süküneti, bu tatlı süküneti gördüm. Dudaklarında takallüs [kasılma] yerine rahat bir gülümseme, bir güzel rüyaya dalmış adamın gülümsemesi...
Ölüm, belki cismani hazların en büyüğüdür. Belki; kimbilir? Bakalım şimdi göreceğiz."
"Henüz baş başa kalıp da bir kelime konuşmadık. Henüz birbirimizin yanında bir dakika durmadık. Ben onun önünden geçip gidiyorum. O bana karşıdan bakıyor. Fakat, her defasında, aramızdaki sessiz anlaşma, sessiz söyleşme, bizi değme uzun, sevdalı konuşmalarından çok birbirimize bağlıyor. Gözle görülmez ve fakat çelikten daha kuvvetli teller ondan bana, benden ona uzanarak bizi bir ağ gibi içine alıyor."
"Böyle bir meydan savaşında bu ileriye yürüyüşlerden ancak savaşın bizim aleyhimize son bulduğu anlamı çıkarılabilir. Eğer öyleyse, varacakları ve duracakları nokta Ankara olacaktır. Ankara işgal altında? Yok canım, bunu tasavvur etmek bile mümkün değildir. Böyle bir olay tarihi olayın mantığına zıt bir şey olur. Çünkü, Ankara bir son değil, bir başlangıçtır."
"Kendi benliğim, kendi ellerim arasında bir duman gibi uçup gidiyor. Çevremi tesbite çalışıyorum. Gene aynı boş emek... Çevrem bana karşı ne kadar sağırsa o kadar da dilsizdir."
"Çünkü her hayatın kendine göre bir başlayışı, bir bitişi vardır. Bunu değiştirmek kimsenin elinde değildir ve olmamalıdır. Hayat, bölünmez bir şeydir. Onun belirli ve mukadder mimarisini değiştirebilir miyiz? Değiştirmek elimizde midir? Ve değiştirirsek güzel, iyi bir iş olur mu?"
"Artık odamdan dışarıya çıkamıyorum. Yataktan kalkınca sedire uzanıyorum. Sedirden kalkınca yatağa giriyorum. Daha fazla kımıldamaya mecalim yok. Sanki içimde beni hareket ettiren bir zemberek kırılmış diyebilirim.
Beni her şey yoruyor. En ufak bir sesten rahatsız oluyorum. Günün aydınlığı fazla geliyor."
"Bir çalılığın içine çırılçıplak düşmüş gibiyim. Her yanım öyle diken diken. Bir dakika sonra, artık ne yapacağımı bilmiyordum.
İntihar edilen an, bu an mıdır? Bundan fena bir saat olabilir mi?"
"- İstanbullu kız hiç buraya gelir mi? Doğrusu, gelse de
ben istemem. İstanbul'un kızları nazlı olur. Ben gücü, kuvveti yerinde, bana bakabilecek birini arıyorum. Ben olsa olsa burada, bir köylü kızıyla evlenebilirim."
Yükleniyor...