En çok istedikleri şeye sahip olabilmek için amatörce yöntemleriyle bu gücü elde etmeye çalıştıklarında, iki kardeş olan Edward ve AlphonseElricten biri kolunu ve bir bacağını kaybetmiş, diğeri de yaşayan bir çelik parçasının içine tıkılıp kalmış bir ruha dönüşüvermiştir.Edward a…
En çok istedikleri şeye sahip olabilmek için amatörce yöntemleriyle bu gücü elde etmeye çalıştıklarında, iki kardeş olan Edward ve AlphonseElricten biri kolunu ve bir bacağını kaybetmiş, diğeri de yaşayan bir çelik parçasının içine tıkılıp kalmış bir ruha dönüşüvermiştir.Edward artık bir hükûmet ajanıdır ve askerî bir simya tesisinde çalışmaktadır. Benzersiz güçlerini emirlere uymak, hatta öldürmek için kullanır. Ancak Edward, başkalarının da aynı güçlere sahip olduğunun farkında değildir. Simyanın aşırı kullanımı sonucunda dünya âdeta bir cehenneme döner. En değerli simya hazinesi Felsefe Taşını ele geçirmeye çabalayan düşmanları, kahramanlarımızdan çok daha zalim ve acımasızdırlar. Bir simya laboratuvarında sıkışıp kalan ve yaralanan Edward Elric düşmanları Lust ve Envynin eline düşer. Ancak onlar Edwardın ölmesini istemezler çünkü onunla ilgili başka planları vardır. Laboratuvar büyük bir patlamayla yerle bir olurken Elric kardeşler de kendilerini merkezde bulurlar, Felsefe Taşı ile ilgili olarak ellerinde yalnızca ordu içinde çok sayıda kişinin bu işe karışmış olabileceğinin ipuçları vardır. Bu olayı araştırmaya başlayan Albay MaesHughes ise şok edici bir sırra ulaşır.
"Evrende her şey evrim geçirir. Ve bilenler için, en çok evrim geçirmiş madendir altın. Bana niçin olduğunu sorma, bilmiyorum.
Ve altın evrimin simgesi olacağına savaşların işareti oldu."
"Seni seviyorum çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. Seni seviyorum çünkü bütün evren sana ulaşmam için iş birliği yaptı."
"Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek, ama olamayan anlar, keşfedilmesi gereken, ama sonsuza dek kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durumla karşılaşınca ölümcül acılar çekeriz."
"(...)
"Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hattâ onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.""
"“Savaşçılar gelirse ve başın güneş battıktan sonra hâlâ yerinde duruyorsa beni görmeye gel,” dedi süvari.
Delikanlı böylece Simyacı’yla tanışmış oluyordu."
"“Silahlar, çöl gibi nazlıdır; gereksiz yere çıkartacak olursak daha sonra gerektiği zaman ateş almazlar. Silahlar yarın kullanılmayacak olursa en azından biri kullanılacak demektir: sana karşı.”"
"Ve Aşk’tı bunun adı, insanlardan da çölden de daha eskiydi, tıpkı kuyunun yanında bu iki bakışın buluşması benzeri, iki bakışın buluştuğu her yerde, her zaman aynı güçle ortaya çıkardı. Dudaklar sonunda gülümsemeye karar verdi ve bir işaretti bu, bütün ömrü boyunca bilmeden beklediği, kitaplarda, koyunların yanında, kristallerde ve çölün sessizliğinde aramış olduğu işaretti."
Yükleniyor...