“BÜYÜLEYİCİ VE EĞLENCELİ... OKUYANA İLHAM VERİYOR.” IRISH TIMES “ERDEMLİ VE HİÇ BİR ŞEKİLDE YOZLAŞTIRILMAMIŞ BİR CESARET HİKAYESİ” SUNDAY TIMES Chiristy Brown doğuştan beyin felci kurbanıydı.Ancak bu talihsiz küçük bebek İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yaz…
“BÜYÜLEYİCİ VE EĞLENCELİ... OKUYANA İLHAM VERİYOR.” IRISH TIMES “ERDEMLİ VE HİÇ BİR ŞEKİLDE YOZLAŞTIRILMAMIŞ BİR CESARET HİKAYESİ” SUNDAY TIMES Chiristy Brown doğuştan beyin felci kurbanıydı.Ancak bu talihsiz küçük bebek İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yazarın muhteşem hayal gücüne ve duyarlı zekasına sahipti. Bu,Chiristy Brown’ın kendi yaşam öyküsüdür.Brown,çocukluğunda okumayı,yazmayı,resim yapmayı ve nihayet daktilo kullanmayı öğrenmek için verdiği mücadeleyi ve bütün bunları sol ayağını kullanarak nasıl yaptığını anlatıyor.
"Zihnime kendini ifade etme şansını veren şey başlamıştı.
Doğruydu, dudaklarımla konuşmuyordum, ama şimdi söylenenlerden daha kalıcı bir şeylerle konuşacaktım, yazılı kelimelerle."
"Zihnime, kendini ifade etme şansını veren şey başlamıştı.Doğruydu,dudaklarımla konuşamıyordum,ama şimdi söylenenlerden daha kalıcı birşeylerle konuşacaktım, yazılı kelimelerle.Ayak parmaklarım arasında sıkışmış bir parça kırık sarı tebeşirle yere çizdiğim o tek harf yeni bir dünya için yolum-du, zihinsel özgürlüğümün anahtarı."
"Doktorların "bana umut bağlamamasını, başka bir deyişle benim bir insan olduğumu unutmasını, hatta yalnızca karnı doyurulacak yıkanacak ve sonra bir kenara bırakılacak bir şey olduğumu" söylemenin dışında hiçbir şekilde yardım edemeyeceklerini gören annem o zaman meseleyi bizzat ele almaya karar vermiş: Ben onun çocuğuydum, dolayısıyla bu ailenin bir parçasıydım. Büyüdüğümde ne kadar anlayışı kıt ve aciz olsam da bana da diğerlerine davrandığı gibi davranacaktı ve misafirlerin önünde kendisinden asla söz edilmeyen arka odadaki "tuhaf varlık" olmayacaktım."
"Doktorlar kendilerinden o kadar eminlermiş ki, annemin bana dair inancını neredeyse küstahlık olarak görmüşler. Onu benim için hiçbir şey yapılamayacağı konusunda ikna etmeye çalışmışlar."
"Doktorların ona söylediği gibi gerizekalı olduğuma inanamazmış ve inanmamış. Ancak onun tutunabileceği, vücudum sakat olsa da zihinsel engelli olmadığıma dair inancını destekleyecek tek bir kanıt parçası da yokmuş."
"Doktorların birçoğu anneme yumuşak bir tavırla benim zihinsel özürlü olduğumu ve böyle kalacağımı söylemiş. Daha önce sağlıklı beş çocuk yetiştiren genç bir anne için bu ağır bir darbe olmuş."
"Doktorların benden umudu kesmesini, başka bir deyişle benim bir insan olduğumu unutmasını, hatta yalnızca karnı doyurulacak, yıkanacak ve sonra bir kenara bırakılacak bir şey olduğumu söylemenin dışında hiçbir şekilde yardım edemeyeceklerini gören annem o anda meseleyi bizzat ele almaya karar vermiş."
"Doktorların benden umudu kesmesini, başka bir deyişle benim bir insan olduğumu unutmasını, hatta yalnızca karnı doyurulacak, yıkanacak ve sonra bir kenara bırakılacak bir şey olduğumu söylemenin dışında hiçbir şekilde yardım etmeyeceklerini gören annem o anda meseleyi bizzat ele almaya karar vermiş.
Ben, onun çocuğu ve dolayısı ile bu ailenın bir parçasıydım. Büyüdüğümde ne kadar anlayışı kıt ve aciz olsam da, bana da diğerlerine davrandığı gibi davranma ve misafirlerin önünde kendisinden asla söz edilmeyen arka odadaki "yaratık" olmayacağım konusunda kararlıydı.
Bu, gelecekteki hayatımla ilgili çok önemli bir karardı. Annemin, karşı karşıya kalacağım bütün mücadelelerde her zaman yanımda olacağı, yenilmek üzere olduğum zamanlarda ise yeni bir güçle bana destek vereceği anlamına geliyordu. Ama bu onun için kolay değildi, çünkü akrabalar ve arkadaşların kararı aksi yöndeydi.
Onlar, bana kibar ve anlayışlı davranılması, ancak ciddiye alınmamam gerektiğini düşünüyorlardı. Bu bir hata olurdu. "Kendi iyiliği için," diyorlardı, "bu oğlana diğerlerine bakacağın gibi bakma, yoksa sonunda kendi kalbin kırılır." Annemle babamın onların pek çoğuna karşı gelmesi benim için çok büyük şanstı. Ancak sanırm sadece benim geri zekalı olmadığımı söylemekle yetinmiyordu, bunu kanıtlamak için elinden geleni de yapıyordu. Görev bilinci ile değil, sevgiyle yapıyordu bunu. Bu yüzden bu kadar başarılıydı."
"Ben, onun çocuğuydum, dolayısıyla bu ailenin bir parçasıydım. Büyüdüğümde ne kadar anlayışı kıt ve aciz olsam da, bana da diğerlerine davrandığı gibi davranacaktı..."
"Ben onun çocuğuydum ve dolayısıyla ailenin bir parçasıydım. Ne kadar düşük zekâlı veya beceriksiz olursam olayım, bana misafirler varken asla bahsi açılmayan, arka odaya atılmış " tuhaf çocuk " olarak değil, diğerlerine davrandığı gibi davranmaya karar vermiş."
Yükleniyor...