"Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu (Brief einer Unbekannten) adli uzun öyküsünü 1920'li yillarin ilk yarisinda kaleme aldi. Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu'nun kadin kahramanini sadece uzun bir mektubun yazari olarak taniyoruz. Kadinin hayati boyunca sevmis oldugu erkek…
"Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu (Brief einer Unbekannten) adli uzun öyküsünü 1920'li yillarin ilk yarisinda kaleme aldi. Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu'nun kadin kahramanini sadece uzun bir mektubun yazari olarak taniyoruz. Kadinin hayati boyunca sevmis oldugu erkek için kaleme aldigi bu mektubun "gönderen"inin adi yoktur. Mektubun basinda tek bir hitap vardir: "Sana, beni asla tanimamis olan sana". Kadin büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek basina yasamaya razidir, bu ask öyküsünde "taraflar" degil, sadece tek bir "taraf" vardir. Böylesine, gerçek anlamda ask denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde esine pek rastlanmayan bir yolculuga davet ediyor. Bu yeni yolculugun sonunda "mutlak ask" kavraminin simdiye kadar bilinmeyen kiyilarina varmayi amaçlamis olmasi da bir ihtimal!"--Back cover.
"…dünyada hiçbir şey karanlıklardaki bir çocuğun fark edilmeyen aşkına benzemez, çünkü onun aşkı, yetişkin bir kadının ihtiraslı ama yine de şuursuzca talepkâr aşkının olamayacağı kadar umutsuz, adanmış, boyun eğmiş, pusuda bekleyen, tutkulu bir aşktır."
"…biliyorum, kadınlar kendilerini vermek
için yanıp tutuşsalar da, buna hazır olduklarını genelde belli etmezler, şaşırmış ya da irkilmiş gibi yaparlar ve ısrarlı ricalarla, yalanlarla, yeminlerle, vaatlerle ikna edilmek isterler."
"Bir kadının yüzü bir erkek için inanılmaz değişken olmalı, zira bu yüz çoğu zaman kah bir tutkuyu, kah bir çocuksuluğu, kah bir bıkkınlığı yansıtan bir aynadan başka bir şey değildir."
"Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmışçasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukları gibi onunla böbürlenirler."
"Sen, bir anlamda ikili kişiliği olan bir insandın, hem sıcakkanlı, hayatı hafife alan, kendini bütünüyle oyuna ve serüvene vermiş bir gençtin, hem de aynı zamanda sanatında acımasız bir ciddiyet sergileyen, görev bilinci taşıyan, son derece okumuş ve bilgili bir adamdın."
"Herkes ama herkes benim için bir şeyler yapmaya hazırdı; herkes ama herkes beni seviyordu. Ama sen, sadece sen, unuttun beni. Sadece sen, sen, asla hatırlamadın beni!"
Yükleniyor...