Oblomov, tıpkı Don Kişot ve Godot’yu Beklerken gibi, ünü yazarını aşmış romanlardandır. Oblomov sadece bir roman kahramanı değil, bir kavramdır. O, ataletin, aylaklığın, tembelliğin, üşengeçliğin, hayalciliğin, uykuculuğun cisimleşmiş halidir. Yatağında hayal kurarak uyuklamaktan…
Oblomov, tıpkı Don Kişot ve Godot’yu Beklerken gibi, ünü yazarını aşmış romanlardandır. Oblomov sadece bir roman kahramanı değil, bir kavramdır. O, ataletin, aylaklığın, tembelliğin, üşengeçliğin, hayalciliğin, uykuculuğun cisimleşmiş halidir. Yatağında hayal kurarak uyuklamaktan başka bir emeli olmayan Oblomov’un, önce taşınma derdiyle boğuşmak, sonra çiftliğini denetlemek zorunda kalmakla altüst olan dünyası, eşine az rastlanır bir mizahla anlatılır. Her biri unutulmaz birer kahraman olan Zahar, Ştoltz ve Olga, Oblomov’u tek karakter etrafında örülen bir roman olmaktan çıkararak, bir dönem romanı kılar. Aristokrat yetiştirme tarzının kanatlarını yolduğu Oblomov’un yanı sıra, en az efendisi kadar tembel olan Zahar ile, tek meselesinin aristokrasi olmadığını ifade eder Gonçarov. Ştoltz ile “kapitalist işadamı” resmedilirken; akıllı, meraklı, ince ruhlu Olga ile modern Rus kadınının müjdesi veriliyor gibidir. Oblomov, çok boyutlu, ince ayrıntı ve sembollerle, psikolojik analizlerle dolu destansı bir romandır, onu sadece toprak aristokrasisinin tembelliğini, asalaklığını anlatan bir kitap olarak görmek eseri eksik anlamak olur. Bu büyük eser, Rus insanının ulusal mizacını, genlerine işlemiş özelliklerini gün ışığına çıkarmakta, Rus toprağından evrenselliğe uzanmaktadır... “Oblomov, muazzam bir şey! Çoktan beri böylesi görülmedi... Oblomov’un yakaladığı başarı tesadüfi, gelip geçici cinsten değil, sağlam, esaslı, kalıcı bir başarıdır.” Lev Tolstoy “Dünyada tek bir Rus kaldığı sürece Oblomov hatırlanacaktır.” İvan Turgenyev
"Mutluluk bir yıllığına daha ertelendi! Oblomov hasta gibi inledi, yatağa devrilip kalacaktı ama birden kendine geldi, ayağa kalktı. Olga ne demişti? Erkek gibi davranmasını istememiş miydi, gücüne güvenmemiş miydi? Oblomov'un yol almasını, kendisine elini uzatacağı, peşinden götüreceği, yol göstereceği o yükseğe erişmesini bekliyordu! Evet, evet! Ama nereden başlamalı?"
“Hırsızı anlatabilirsin, düşmüş kadını, kandırılmış ahmağı, ama bunları yazarken insanı da unutma. İnsancıllık nerede? Yazmak için bir tek kafa yetmez ki! Düşüncenin yüreğe ihtiyacı yok mudur sizce?”
"Yeni girişimler hayırlı da olabilir, ama insanın rahatını kaçırır; hayatı altüst eder, kaygılar getirir. Öteye beriye koş, satın al, sat, yaz, yaz, yani durmadan hareket… hayatta bu kadar oynamaya gelmez."
"İlya ilyiç canavarlardan hiçbir kötülük görmediği gibi dünyada hiç de öyle büyük dertler, sıkıntılar geçirmedi; ama yine de her an korkunç bir şeyler olacak kuruntusuna kapılır ve korkuya düşerdi. Hâlâ bugün bile karanlıkta ruhuna işlemiş olan korku canlanıveririrdi; ertesi sabah gerçi bu korkusuna gülerdi; ama gece olunca yine Ürpermekten kendini alamazdı."
"Zavallı atalarımız hayatta yollarını el yordamıyla arıyorlardı; iradelerine ne büsbütün hakim olabiliyorlar, ne de onu büsbütün serbest bırakıyorlardı. Ama gene de hayatın zorlukları ve tehlikeleri karşısında safça bir hayrete düşüyorlar ve bunların izahını tabiatın dilsiz ve belirsiz hiyerogliflerinde arıyorlardı."
"Belki uykulu ve uyuşuk bir hayatın sonsuz sessizliği, hareketsizliği, maceraların, tehlikelerin, korkuların yokluğu, insanı gerçekten hayatın ortasında bir hayal dünyası yaratmaya götürüyor ve aylak düşüncesi bu hayal dünyasında istediği gibi at oynatıyor ya da olanın bitenin nedenini onun dışında arayarak en tabii olayları, onlarla hiç ilgisi olmayan nedenlere bağlıyor."
"Oblomovkalılar gönül acılarına da pek inanmazlardı; hayatın uzak bir amaç peşinde koşmakla geçebileceğine akıl erdiremezlerdi; taşkın duygulardan nefret ederlerdi."
"Ya masraflar? -diye sürdürdü Oblomov.- Para nerede? Ne kadar param olduğunu duydun mu sen? -diye sordu Oblomov neredeyse dövecek gibi.- Dairem mi var? Buraya bin ruble vermem gerek daha, başka bir daire tutmak için de üç bin gerek, tadilata da kim bilir ne kadar gider! Sonra araba, aşçı, geçimimiz! Nereden bulacağım?
Üç yüz canı olan başkaları nasıl evleniyor? -diye karşı çıktı Zahar ve hemencecik pişman oldu çünkü beyi koltuğundan neredeyse fırladı, resmen hopladı koltuğun üzerinde.
Sen yine mi "başkaları" dedin? Bana baksana! -dedi parmağını sallayarak.- Başkaları iki, bilemedin üç odalı evlerde oturuyor; yemek odası da misafir odası da aynı yerde, kimileri aynı odada uyuyor, çocuklar da diplerinde, bir kız bütün eve hizmet ediyor. Hanımın kendisi pazara gidiyor! Olga Sergeyevna pazara gider mi sence?
Pazara ben de gidebilirim, -dedi Zahar.
Oblomovka'dan ne kadar gelirimiz olduğunu biliyor musun? -diye sordu Oblomov.- Muhtarın yazdıklarından haberin var mı? Gelirimiz "üç yahut iki bin azalmış"! Üstüne üstlük Oblomovka'ya gidilmesi, yol yapılması, okullar açılması lazım; orada oturacak ev yok daha... Ne düğününden söz ediyorsun, neler uyduruyorsun sen?
Oblomov durdu. Bu korkunç, hazin gelecek manzarası onu da dehşete sürüklemişti. Güller, turunç çiçekleri, bayram ışıltısı, kalabalıktan yükselen şaşkınlık fısıltıları - hepsi birden solmuştu."
"İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat."
"Her kadınla erkeğin gizli amacı da bu değil midir? Dostunda değişmez bir huzur, akışı bozulmayan bir ruh bulmak. Aşkın temeli budur ve bundan uzaklaştık mı ıstırap başlar."
"Belki de hayatta bu kadar güvenle yürümesi, yanı başında inandığı bir dostun bulunmasından, adımlarını onun sağlam adımlarına uydurmasından geliyordu"
"Neler gördünüz yüzümde?
-Tutulmuş gözyaşları. Ne fena bu erkeklerin duygularından utanmaları. Sahte bir gurur. Akıllarından utansalar daha iyi ederler."
Yükleniyor...