“Uğultulu Tepeler tüm bir türü kökten etkiledi.” –URSULA K. LE GUIN Tarihin en önemli kadın yazarlarından Emily Bronte’nin ardında bıraktığı –ne yazık ki– tek roman olan Uğultulu Tepeler, edebiyatın ve roman geleneğinin zirve noktalarından. Kasvetli York kırlarındaki Thrushcross…
“Uğultulu Tepeler tüm bir türü kökten etkiledi.” –URSULA K. LE GUIN Tarihin en önemli kadın yazarlarından Emily Bronte’nin ardında bıraktığı –ne yazık ki– tek roman olan Uğultulu Tepeler, edebiyatın ve roman geleneğinin zirve noktalarından. Kasvetli York kırlarındaki Thrushcross Grange’in yeni kiracısı Lockwood’un, bir gece ev sahibinin Uğultulu Tepeler’deki evine sığınmak zorunda kalmasıyla başlıyor hikâye. Gecenin sakinleşmesi beklenirken, geçmişin rüzgârları ve fırtınaları da köşkün içinden yükseliyor. İngiliz edebiyatının en gerçekçi erkek karakterlerinden Heathcliff ve en sevilen kadın kahramanlarından Catherine Earnshaw arasındaki gerilimli tutku ve nihayetinde gerçekleşen ihanetin yıllar öncesinden gelen anıları kendilerini hatırlattıkça, Bronte’nin fısıltıları da kulağımızda uğulduyor. Heathcliff’in aksiliği ve intikam tutkusu bir sonraki nesli etkilerken, masum varisler de geçmişin üzerlerinde gezinen hayaletinden kaçmaya çalışıyor.
“O kendisini ne kadar sevdiğimi hiç bilmeyecek; hem onu yakışıklı filan diye sevmiyorum, Nelly; benden daha çok bana benziyor da, onun için seviyorum. Ruhlarımız her neden yorulmuşsa, ikimizinki de aynı.”
"Ama tüm umutlarımı yitirmiş olarak yalnızlığa ya da beni hiç sevmemiş ve hiç sevmeyecek olan kimseler arasında yaşamaya yazgılı olduğum sürece, neşemi nasıl bulur, nasıl iyi olurum? "
"Benim bugüne kadar hayattaki tüm düşüncelerim onda odaklanmıştır. Dünyadaki her şey yok olsa ve bir tek o kalsa benim varlığım devam ederdi ama her şey yerli yerinde kalsa ve o yok olsa evren benim için bir yabancı olur ve kendimi onun bir parçası olarak göremezdim"
“Ölü odasında ne yeryüzünün ne cehennemin bozamayacağı bir huzur bulurum ;ölüm sonrası sonsuz,gölgesiz bir yaşam olduğu kanısı kesinleşir içimde ;ölenlerin önünde artık sonsuzluk vardır. Orada yaşam sonsuz ,sevgi sonsuz ,zevk de neşe de sonsuzdur.”
"Yeryüzünde her şey yok olsa da yalnız o kalsa; ben var olmakta devam ederim; başka her şey yerinde dursa da yalnız o yok olsa, evren bana tümüyle yabancılaşır. Ben artık bu evrenin bir parçası değilmişim gibi olur."
"Kendimi iyi hissetmem gerek, ama bu savaşta beni ölümle öyle uzun zaman yalnız bıraktınız ki, artık yalnızca ölümü hissediyorum, yalnızca ölümü görüyorum; kendim de ölmüş gibiyim, dedi."
"Heathiff, "Isabella bütün o şeyleri hoş bir düşe kapılarak bıraktı," dedi. "Beni gözünde bir aşk romanı kahramanı olarak canlandırdı ve benim şövalyelere yaraşır bağlılığımda sınırsız bir hoşgörü bulacağını umdu. Beni masal kahramanlarına benzetmekte ve kendiliğinden uydurduğu bu yanlış izlenimlere göre davranmakta öyle diretti ki, kendisine aklı başında bir insan gözüyle bakamıyorum doğrusu. Ama, sonunda, beni tanımaya başladı sanırım. Önceleri beni pek sinirlendiren o budalaca gülümsemeleri, surat asmaları artık göremiyorum. Çılgınca tutkusu ve kendisiyle ilgili düşüncelerimi söylediğimde ne kadar ciddi olduğumu anlamakta gösterdiği yeteneksizlik de artık geçti. Kendisini sevmediğimi anlaması için görülmedik bir çaba harcaması gerekti. Öyle bir zaman geldi ki, artık hiçbir şey kendisine bunu anlatamaz, dedim!
Neyse, bir parçacık aklı yatar gibi oldu. Çünkü bu sabah, sonunda onu kendimden nefret ettirmeyi başardığımı, son derece korkunç bir haber iletiyormuş gibi bana bildirdi! İnanın, tam bir Herkül çabası gerekti bunun için.Eğer bunu başarabilmişsem, kendisine teşekkür etmem yerinde olur."
Yükleniyor...