Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut – 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… küçük zarfı aç.”…
Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut – 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… küçük zarfı aç.” “Aldıklarını geri vereceksin Vermiş olduklarını aldığın zaman. Biliyorum ne düşündüğünü, Ne zaman uyuduğunu, Nereye gittiğini, Nereye gideceğini. Seninle bir randevumuz var, Bay 658.” Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap – Aklından Bir Sayı Tut kolay kolay unutmayacağınız bir roman.
“Kontrol manyağı birinin aklını karıştırmanın tek yolu, onun tam da senin istediğin gibi hareket etmeni söylemek olacaktı. Karşı koyduğun anda ölürsün. Ama ona kafasındaki şeyi yapmasını soylediğin anda bütün dengeleri altüst edersin.”
"R. Kartch. Bu isimde Gurney’i rahatsız eden bir şeyler vardı. Belki de ölmüş bir insanın yazılı duran ismine baktığında hissettiği garip duygu yüzündendi. Sanki isimde yaşam nefesini kaybetmiş, küçülmüş, onu ayakta tutan dallar kesilmiş gibi gelirdi ona. Ölümü kabullenmek, hatta varlığının seni artık pek etkilemediğini düşünmek, bunun mesleğinin bir parçası olması garip, diye düşündü. Sonra, bir adamın huzursuz, küçülmüş ismi ilginç bir şekilde rahatsız edici olabiliyor. İnsan ne kadar görmezsen gelirse gelsin, ölüm kendini fark ettirmenin bir yolunu buluyor. Hislerin arasına, bodrum dairesine sızan su gibi sızıyor."
"Yavaş ol evlat. Sana bir şey söyleyeyim. Bugün buraya geldim çünkü bunu yapmak bana mantıklı geldi. Her olasılık üzerinde durmak istiyorsun. Ben de öyle. Buraya gelmemle olabilecek en kötü şey, olasılıklardan birisini elemem olur ve bu zaman kaybı değil sürecin bir parçasıdır. Bu yüzden benim zamanım konusunda endişelenme."
"Sanırım pek zevkli bir hediye değil."
"Hediye bile değil," diye fikrini söyledi.
"Ne demek istiyorsun?"
"Gerçek çiçekler hediye olabilirler - her zaman olabilirler, değil mi? Yapay çiçekler başka bir şeydir."
"Ne?"
"Yani, ev dekoru için kullanılan şeylerdir. Bir erkeğin bir kadına yapma çiçek alması, çiçekli bir duvar kağıdı rulosu hediye etmesiyle aynı şey."
"Önceleri düşünmekten bu kadar kaçtığı benzerlikler, şimdi büyük çatlaklar oluşmasına sebep oluyordu. Yalnızca yavaş yavaş babasına benzediğinden değil, aynı zamanda bunun uzun zaman önce başladığından da şüpheleniyordu. Çalışıyor ve içine kapanıyordu. Hayatının ne kadar küçük ve soğuk bir anlam taşıdığını gösteriyordu. Bir kişinin tüm hayatında yaptıklarının, bu kadar kısa bir cümleyle özetlenebilmesi ne kadar üzücüydü. Tüm enerjisini harcadığı şeyi böyle sınırlandırabiliyorsa, bugüne kadar nasıl bir koca olmuştu? Nasıl bir baba işini bu kadar ön plana almış... Hayır, bu kadarı yeterdi."
"İnsan ne kadar görmezden gelirse gelsin, ölüm kendini fark ettirmenin bir yolunu buluyor. Hislerinin arasına, bodrum dairesine sızan su gibi sızıyor."
""Çıkmaz sokaktan çıkmanın tek bir yolu vardır."
Tabii ya, dedi Güney kendi kendine. Her şey ne kadar da netleşmişti.
Sadece aksi yöne gitmesi gerekiyordu."
"Kargalar, içlerinden birinin yalnız ölmesine asla müsaade etmezdi. Bir karga ölüyorsa, diğerleri gelip onun yanında durur ve yalnız bırakmazdı. Bu hikayeyi ilk kez on ya da on bir yaşındayken büyükannesinden duymuştu."
Yükleniyor...