Dava yazılışından bir süre sonra dünya sahnesine çıkan, yurttaşlık haklarının askıya alındığı, bir sivil itaatsizlik imasının dahi zulümle karşılandığı totaliter rejimlere dair bir öngörü ve eleştiri olarak yorumlanır çoğunlukla. Nazi Almanya’sına dair bir “önsezi” barındırdığı s…
Dava yazılışından bir süre sonra dünya sahnesine çıkan, yurttaşlık haklarının askıya alındığı, bir sivil itaatsizlik imasının dahi zulümle karşılandığı totaliter rejimlere dair bir öngörü ve eleştiri olarak yorumlanır çoğunlukla. Nazi Almanya’sına dair bir “önsezi” barındırdığı söylenebilir belki. Erişilmez bir otorite tarafından yöneltilen ve ne olduğu hiçbir zaman açıklanmayan bir suçlamayla karşı karşıya kalan Josef K.’nın davasında, mahkemeye dinsel ya da metafizik bir otorite de atfedilebilir. Kafka Dava’da suçu yalnızca bir eylem olarak tanımlamayıp zanlının “kötü niyeti”yle de ilişkilendiren ve suçtan çok suçluya odaklanan absürd bir hukuk sistemi paradigması inşa eder. Kuramsal olarak ortada yasadışı bir eylem olmaksızın suçu mümkün kılan bir sistemdir bu. Ancak Kafka suç, sorumluluk ve özgürlük üzerine yazarken bir sistem ya da doktrin ortaya koymaz, çözüm önermez. Okuru ister istemez içine çeken bu karanlık dünya tasavvurunun tartışmaya açık olmayan tek bir özelliği varsa, o da müphemliğidir.
“Çok şaşırmış olsam da, otuz yıldır hayattayım ve kendi yolumu tek başıma çizmek zorunda kaldığımdan, beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım ve bu tür şeyleri özellikle bugün olanları artık felaket olarak algılamıyorum.”
"Avukatları dilekçeyi tamamlamalarında engelleyen şey, yalnızca tembellik ve hilebazlıkken, K.'nın zorlanacağı şey, neyle suçlandığını bilmemesi ve davanın nasıl seyredeceğini kestirememesi nedeniyle hayatındaki en önemsiz olayları ve eylemleri dahi hatırlamak, anlatmak ve her açıdan kontrol etmek mecburiyetinde kalmasıydı. Her şey bir yana böyle çalışma yapmak nasıl da üzücüydü. Böyle bir iş, günün birinde emekli olduğunda çocuklaşan ruhunu oyalamak ve uzun günlerini geçirmek için bir meşgale olabilirdi belki. Fakat şimdi, tam da tüm düşüncelerini işine yoğunlaştırması gereken şu sıralar, çünkü henüz kariyerinin başındaydı ve müdür yardımcısı için bir tehlike oluşturmaya başlamıştı bile, zamanın hızla akıp geçtiği şu sıralar, genç bir insan olarak zaten kısa olan akşamların ve gecelerin zevkini sürmek yerine bu dilekçeyi yazmakla mı uğraşacaktı?"
"Şimdi ise ağır ağır ayağa kalkıyordu, anlaşılan dikkatlerin üzerine çekilmesinden memnun olmamıştı. Küçük kanatlar gibi hareket ettirdiği elleriyle tüm tanıştırmaları, selamlaşmaları geçiştirmek, varlığıyla diğerlerini kesinlikle rahatsız etmemek ve orada olduğunu unutturmak için hızla karanlıktaki yerine gitmek istiyor gibiydi."
"Amcasının her zaman acelesi olurdu, çünkü büyük kente hep bir günlüğüne gelir ve aklına koyduğu her şeyi halletmek zorunda hissederdi kendini, bununla da kalmayıp önüne çıkan hiçbir sohbet, iş ya da eğlenceyi de kaçırmak istemezdi."
""Hayır,"
dedi K.,
"dinlenmek istemiyorum."
Aslında oturmak kendisine çok iyi gelecekti. Deniz tutmuş gibiydi. Azgın dalgalarla sarsılan bir gemide gibiydi. Sanki ahşap duvarlara sular hücum ediyor, koridorun derinliklerinden dalgalar köpürerek geliyordu -tıpkı bir su baskınında olduğu gibi- ve sanki koridor sağa sola sallanıyor ve koridorun her iki tarafında oturanlar bir yukarı bir aşağı inip kalkıyorlardı."
"Kadının niyeti iyi olabilirdi, belki onu düşüncelerinden uzaklaştırmak ya da kendisini toparlamasına yardım etmek istiyordu, fakat seçtiği yol yanlıştı."
"Pazar sabahı olduğu için hemen hemen tüm pencerelerde birileri vardı, gömleklerinin kollarını sıvamış erkekler pencerelere dayanmışlar, ya sigara içiyorlardı ya da pencere pervazına oturttukları küçük çocukları dikkatle ve şefkatle tutuyorlardı."
""Geliyorum," dedi K., öne fırladı, kızı tuttu, dudaklarından öptü ve sonra tüm yüzünü öpmeye başladı,
tıpkı susuzluktan kırılmış bir hayvanın bir pınar bulduğunda diliyle suyu yaladığı gibi.
Sonra kızı boynundan, çenesinin altından öptü ve bir süre dudaklarını çekmedi. Yüzbaşının odasından gelen bir sesle başını kaldırdı. "Şimdi gidiyorum," dedi;"
"Basit bir konuda dahi ufacık bir şüphe insanı kahreder,herhangi bir konuda olduğu gibi böylesi bir kuşkuyu ortadan kaldırmak mademki kolay,o zaman derhal ortadan kaldırılmalı."
"...Konuştuğum herkesin hemfikir olduğu nokta, önemsiz iddiaların dikkate alınmadığı, mahkeme bir kez dava açmaya karar verdiyse davalının suçlu olduğuna kesinlikle inandığı ve bu inancından da çok zor döndüğü." "Zor mu?" diye sordu ressam ve bir elini havaya kaldırdı. "Mahkemeyi bu görüşünden döndürmek imkansızdır. Ben tüm yargıçları burada tuvale resmetsem ve siz kendinizi tuvalin önünde savunsanız, gerçek mahkeme önünde yapacağınız savunmadan daha başarılı olur.""
"İnsanın yabancı bir yerde önemsiz kişilerle konuşurken kendisiyle ilgili her şeyi gizli tutup, yalnızca karşı tarafın ilgilendiği şeylerden rahatça söz ederek onların gözünde büyüttüğü ama buna karşılık canı istediğinde görüşmeyi kesebildiği zamanlarda olduğu gibi serbestçe konuşabildiğini hissediyordu."
"... Önemli olan alt birimdeki yüksek memurlarla olan dürüst ilişkilerdi. Sadece bu kişilerle olan ilişkiler başlangıçta pek fark edilmese de, sonraları gittikçe daha
güçlü bir şekilde davanın seyrini etkilerdi. Tabii ki böyle bir şeyi çok az avukat başarabilirdi."
"Fakat avukatlara bu şekilde davranılmasının da bir sebebi vardı. Savunma mümkün olduğunca her şeyin dışında bırakılır, her şey sanığa yüklenirdi. Aslında hiç de fena bir görüş değildi, fakat bundan da mahkemede sanıklar için avukatların gereksiz olduğu sonucunu çıkarmak kadar yanlış bir şey olamazdı."
Yükleniyor...