"Arina Vlasyevna, Rusya'nın gerçekten soylu bir ailesinden gelmekteydi; iki asır önce, eski Moskova döneminde yaşaması gereken bir kadındı. Çok dindar, çok duygulu bir kadın olan Arina Vlasyevna, her çeşit biliciliğe, fala, büyüye, rüyalara inanırdı. Çıldırmışlara, ev perilerine, orman cinlerine, kötü tesadüflere, nazara, kocakarı ilaçlarına, perşembetuzuna, kıyamet gününün yakınlığına, İsa'nın doğum günü yortusunda, akşam duasında mumlar sönmezse, karabuğday ürününün iyi olacağına, insan gözü görürse mantarın artık yetişmeyeceğine, şeytanın sulu yerlerden hoşlandığına, her Yahudi'nin bağrında kanlı bir leke olduğuna... Farelerden, karayılanlardan, kurbağalardan, kargalardan, sülükten, yıldırımdan, soğuk sudan, hava cereyanından, atlardan, keçilerden, kızıl saçlı insanlardan, karakedilerden korkardı. Cırcırböcekleriyle köpekleri uğursuz varlıklar sayardı. Dana eti, güvercin eti, ıstakoz, peynir, kuşkonmaz, yerelması, tavşan eti yemezdi. Karpuzu da, kesildiğinde, Yahya Peygamberin kesikbaşını hatırlattığı için ağzına bile koymazdı. İğrenti duymadan istiridyeden de söz edemezdi. Yemeklere düşkün olduğu halde perhizi çok önemserdi. Günde on saat uyumayı alışkanlık edindiği halde, Vasili İvanoviç'in başı ağrıdığında, sabaha dek gözünü kırpmazdı. Aleksis veya Ormandaki Kulübe adlı kitap dışında hiçbir şey okumamıştı. Yılda bir, ya da iki mektuptan fazla yazmazdı. Ev işleri olarak meyve ve sebze kurutmasını, reçel yapmasını çok iyi bilmesine rağmen, elini hiçbir şeye dokundurmaz, genel olarak yerinden kalkmayı sevmezdi."
Sayfa 92