Gerçek bir korkak, mutluluktan bile dehşet duyar. Ham pamuktan bile berelenir. Neşeden bile yaralanır. Dazai’nin kendi hayatından parçalar üzerine temellendirdiği yarı otobiyografik İnsanlığımı Yitirirken, aynı zamanda son eseriydi. Yazarın gerçek ile kurguyu özenle işleyerek har…
Gerçek bir korkak, mutluluktan bile dehşet duyar. Ham pamuktan bile berelenir. Neşeden bile yaralanır. Dazai’nin kendi hayatından parçalar üzerine temellendirdiği yarı otobiyografik İnsanlığımı Yitirirken, aynı zamanda son eseriydi. Yazarın gerçek ile kurguyu özenle işleyerek harmanladığı bu karanlık roman, bütün hayatını tarifsiz bir yalnızlık ve psikolojik kopuş içinde geçiren Yōzō’nun iniş çıkışlı hikâyesini ardında bıraktığı günlükleri aracılığıyla aktarıyor. İnsanlara duyduğu korkudan doğan beğenilme çabası ile hissizlik arasında gidip gelirken yavaş yavaş kontrolden çıkan Yōzō, kendini bağımlılığın pençesinde düşmüş ve hayatına giren kadınları yarı yolda bırakmış hâlde buluyor. “Dazai’nin nefret ettiğim yönü, içimde saklı kalmasını istediğim ne varsa tam da onları açığa vurması.” ―Yukio Mishima “Sağlıklı bir sağduyu açısıyla bakıldığında Dazai’nin yazıları bir sapkının monologları gibi görünebilir.” ―Yasunari Kawabata “Bireyin toplum normlarına uyum sağlama mücadelesi, eserin yazıldığı dönemden bu yana geçerliliğini koruyor.” —The Japan Times
"Ne zaman bir tanecik pirinç israf etsem, ne zaman burnumu mendile sümkürsem bir dağ pirincin , dağlarca kağıdın israf olma görüntüleri bana musallat olurdu.Büyük bir suç işlemişim gibi moralim bozulurdu."
"Ne zaman başkalarının yanında olsam, o korkunç sessizliklerden birinin aniden ortaya çıkması ihtimaline karşı sürekli tetikteydim. Doğam gereği suskun bir olsam da, sanki büyük bir zafer ya da korkunç bir yenilgi ipin ucundaymış gibi, çaresizce soytarılığıma devam etmek zorunda hissederdim."
"İnsanlar onur ve sadakate övgüler yağdırır ancak insan çabasının yegâne odak noktası bireydir. Bireyin ötesinde de bir başka birey vardır. Toplumun esrarengizliği; okyanus olan toplum değil, bireydir."
"İnsanlara karşı her zaman korku dolu bir ürperme hissettiğim ve insan gibi konuşma, insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve bunun yerine kendimi masum bir neşe havası geliştirmeye adadım. Böylece yavaş yavaş eksantrik bir soytarıya dönüştüm."
"Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran “sözde” insan dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor."
"İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu."
"Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım.
Toplum dediğin şey sen değil misin?"
"Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım.
''Toplum dediğin şey sen değil misin?''
(Toplum bunu kabul etmez.)
(Toplum değil. Sen kabul etmezsin, değil mi?)
(Eğer böyle yapmaya devam edersen, toplum sana iyi davranmaz.)
(Toplum değil yani. Sen)
(Toplum seni canlı canlı gömer.)
(Toplum değil. Beni gömecek olan sensin, değil mi?)"
Yükleniyor...