"Her sene “dünyanın en yaşanılır şehirleri” başlıklı araştırmalar yayımlanır. Genelde İsviçre, Kanada, Avustralya şehirleri ya da İskandinavya’dan şehirler bu sıralamada başı çeker. Geçen sene bir ankette Viyana herkesi geçti ama “ilk on”u hemen her defasında Melbourne, Montreal, Zürih gibi şehirlerin doldurduğu listelerden bahsediyorum. Tahmin edersiniz; kriterlerin çoğu temizlik, hava, ulaşım gibi başlıklar üstüne. Peki sizce yaşanılacak şehrin kriterleri nelerdir? Sizin bu konuda olmazsa olmazlarınız nelerdir? Neye yaşamak diyorlar, işte ben orasını tartışırım. Bu dedikleri şehirlerde bakalım bir Congress Library var mı, bir British Library var mı? Ben buralarda hiç büyük müze de duymadım. Montreal’de, Melbourne’da dünya çapında ciddi müzecilik var mı? Park duydum, bahçe duydum; o kadar. Ama işte şehir yaşantısından bahsediyorsak, sadece park kurtaramaz; o şehrin kültürel birikimi de olması gerekir. Kanada’nın batısındaki Victoria şehrinde orkestra yokmuş mesela, bale temsillerinde müziği banttan çalıyorlar. Yaşanılır mı şimdi burada? Kahire’de o kadar sefalet var ama hiç değilse opera var. Giyiniyorlar, gidip opera seyrediyorlar; daha doğrusu seyrediyorlardı. Şimdi geçici bir süre için opera galaları maalesef naklen yayınla bir başka binada veriliyor. Çok açık ki yaşanılırlık kriterlerini ben evvela kültür üzerinden tanımlarım. Çok basit bir tarif vereyim: İyi şehir; bir kütüphanede iyi bir kütüphanecilik hizmetiyle çalışıldıktan sonra iyi bir salonda, iyi tiyatro oyunları seyredebildiğin ve temsilin ardından güzel bir kafeye gidip sohbet edebileceğin şehirdir. Bu özellik gelişmişse, diğerleri de ona göre gelişmiştir. Elbette başka kriterler de sayılır. Müzik, kütüphane, üniversite, restoranlar, kitabevleri, parklar, sanat galerileri… Bunlardan o şehirde ne kadar"
Sayfa 253