"Artık kendisinden başka bir şey olmayan nehirden fazlasını talep etmedim ve “Demek ki!” Diye geçirdim içimden, kırgınlığı merhametin ışığıyla aniden aydınlanan nadim biri gibi. Demek ki sadece dün gece, bu gece, şu gece, o gece değil, gelmiş ve geçmiş her gün ve her gece, bin bir gece, Bağdat Dicle’yi değil, Dicle Bağdat’ı seyretmişti. Demek ki Dicle, yaratıldığı günden, kaynağından fışkırdığı andan bu yana suyuna düşen hiçbir görüntüyü unutmamış, aynasına yansıyan her ses, her hareket, her bakışı derinliğinde biriktirmiş, orada kaydetmişti. O aktıkça Bağdat’ta hiçbir olmuş kaybolmayacaktı, zamanın sonsuz döngüsünde hep var olacaktı demek ki."
Sayfa 323